Cahit Zarifoğlu Sözleri

Aşağıda sizler için derlediğimiz etkileyici Cahit Zarifoğlu Sözleri yer alıyor. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle dolu, duygularınızı ifade etmenin en güzel yollarını sunuyor. Yeni ve anlam dolu bu Cahit Zarifoğlu Sözleri 2026, sozlerikisa.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınıza anlam katacak.


Dedi ki sen şairsin elindeki bu taş ne? Dedim ki şair aşka boyun eğer zulme değil!
Adam acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.
Gelecektim ama daha kötü bir hatıram olsun istemedim.
Farz et körsün olabilir. El ele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.
Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?
Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.
Az ağlıyoruz, dünya bu yüzden çok kirli.
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Şöyle olmuş: Ben sen demişim sense sen.
Ayrılıkla başım belada gözlerini çevir gözlerime yoksa ben sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.
Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse ancak o zaman sokaklar meydanlar ardına kadar açılır.
Ateşe hakiki bir çay koyalım. Şehri unutanlardan olalım.
Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.
Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.
Az az ölüyoruz her gün yağmurdan havadan bahseder gibi.
Filistin bir sınav kâğıdı her müminin önünde.
Nereye kadar kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geri dönemezsen…
Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.
Bu dünya soğuk… Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşça kal ülkesi.
Bitti o şiir, başka mısra gerekmez.
Ehli takva olun ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.
Değil mi ki kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.
Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için bütün insanlık adına.
Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.
Şöyle irice bir kelime bul ok atsın yüreğime.
Ve insan en çok göğe vurgun. Sonra zifiriliğe, şiire ve hep Allah’a.
Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.
Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsem batar.
İnsan kendi mutlu olma imkânını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin romanların içinde değil kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan andır.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.
Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.
Bir duruşu olmalı insanın. Bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.
Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.
Ve önemli olan ‘an’dır. Onu ibadet sabır anlayış tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.
Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.
Buruşturularak atılmış bir kâğıt parçası gibiyim. İçimde kalkıp gidenlerden doğan boşlukların ağırlığı… Ve sevmek. Ve korkmak ve nasıl uzaydaymışım gibi yalnızım.
Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu münakaşa ve cedel su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
İçim, ey içim. Bu yolculuk nereye? Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.
Haydi bir şeyler daha yazayım diye kaleme sarılmayın. Beklemeyi bilin. Susayınca acıkınca nasıl anlıyorsak yazmak anını da anlarız.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak arayacağımız yer bellidir.
Bazen yağmur olmak ister insan. Yağmak ister sevdiğinin yüreğine.
Biz kendimizi hep doğru yoldan ayrılmamış kabul eder ve dünyanın bir imtihan hane olduğunu hep başkaları için düşünürüz.
Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, Züleyha. Bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.
Sevgisizliğinin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır.
Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.
Çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim: Bulutlar açmadı, mavi gök orda mı?
Bakıyorsunuz zulmedilenlerin tek ortak özelliği var Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz onların da bir tek özelliği var Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.
Dedim ya işte bocalıyorum. Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Zira, gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir.
Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek.
Bir tabut düşün, içinde ben, içimde sen.
Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi.
Ben onunla içimden konuşuyordum.
Bana hissettirdiklerini seviyorum, sanki her şey mümkünmüş gibi, sanki yaşamaya değermiş gibi.
Bir ölüm vefalı bir de sonbahar.
Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.
Kuşlara takılıp gidiyor aklım.
Oturup konuşsak geçerdi belki her şey, başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.
İnsan sevmeli; bazen bir insanı yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu.
Seni sevmek merhamettir Kudüs. Seni sevmek Peygamber duası gibi.
Düştümse sana bakarken düştüm.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, Suriye’nin toprağından, Bosna’nın bayrağından, Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz…