Ece Temelkuran Sözleri

Aşağıda sizler için derlediğimiz etkileyici Ece Temelkuran Sözleri yer alıyor. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle dolu, duygularınızı ifade etmenin en güzel yollarını sunuyor. Yeni ve anlam dolu bu Ece Temelkuran Sözleri 2026, sozlerikisa.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınıza anlam katacak.


Ölümü hatırlamaz insan, hayatı hatırlar.
İnsanların yüzlerindeki izlerle ilgili soru sormazsanız nezaket gösterdiğinizi değil, yüzlerini görmediğinizi düşünürler.
Hiçbir şey beklemediğini söyleyenler en çok bekleyenlerdir aslında.
Aşk, kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder.
İhtiyarı da genci de ölüme aynı mesafede.
Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur.
Bana kalırsa, kendini de çok önemsiyorsun. Her yaşadığın zorluğu bu yüzden abartıyorsun. Sen merkezli bir dünyada elbette yalnız kalırsın.
Ölümü böyle iç cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyan memleketler cenazeleri niye hep hazırlıksız karşılarlar? Bu iğrenç desenli, pis battaniyeler.
Bu ülke merhametini lütfetmeden önce insana muhakkak diz çöktürür.
Çünkü burada insanlar bir yanlışlık gibi ölüveriyor. Sen bir yanlışlık olamayacak kadar güzelsin.
İnsan, her şeyi unutuyor da, en ihtiyacı olduğu zaman yanında olmayanı, aklını kaybetse unutmuyor.
Dilini bilmediğin bir yerde ağlamak fenadır. Çünkü seni, senin dilinde susturacak kimse yoktur.
Anlıyorum. Fakat sonuna kadar kırsan da zebanileri, giden bir melek geri gelir mi?
Evlilik tatlı hanımefendi, porselen takımlarının desenlerine adamın yüzünden daha çok gördüğün bir münasebettir. Benim ise şükür ki , her zaman porselen takımlarından daha heyecanlı şeyler oldu hayatımda. Çin porselenlerinden daha desenli adamlar!
Anlayacaksınız ki hayat sizin nefesinizde. Başka hiçbir yerde, hiçbir şeyde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz. Hayat; nefesinizin yettiği kadar.
Eğer ölümü anlamlandıran yaşadığımız sürece yaptıklarımızsa, pek şansım yok.
İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde; korkma desin diye.
Herkes gülerken durup bir an bütün arkadaşlara bakıp “işte yaşamak bu” demiştim, yüzünü dağdan gelen suyu tutmak gibi.
Amira, bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgarına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım. Yoksa ne kadar sevilsek tamir olmayız.
Bir şehrin açık hava çiçekçilerinin başına gece bekçilerinin dikilmesi , şehirde hala çiçek çalmayı düşünen insanların olduğunu gösterir.
Sakın, dedi kendine, korkma. Bir hafta önceydi, anlamıştı. İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, Korkma, desin diye.
Anlasana, biz yokuz aslında. Yani ellerimiz hiçbir zaman temiz olmadı. Yok yere topuklu ayakkabılar giymeyi öğrendik, kitaplar okuduk ve dolma sarma dersine çalıştık. Psikoloji ve sosyoloji okuduk ve bol bol sustuk.
Fakat sonuna kadar kırsan da zebanileri, giden bir melek geri gelir mi?
Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz. Hayat… Nefesinizin yettiği kadar.
Ağzımın sözcükleriyle konuşuyordum, kalbiminkiler boğularak siniyordu.
Artık konuşmayanları, öylece durup cevap vermeyenleri. Vazgeçmişleri ve taşra kasabalarında hiç konuşmadan kitapların ve oyuncakların arkasında iki büklüm oturan eski solcu kırtasiyecileri.
Çünkü bir erkek, bir kadının nefesi kadar.
İsyankâr iyiliğim, kötülük gibi geliyor kulağa.
Acı mühim değil, umut yoruyor insanı.
Nasıl kırıyorlar sonra bu kız çocuklarını? Nasıl kendilerine benzetiyorlar? Cinayet gibi.
Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce âşık olur.
Herkes kendi günahını unutur; ama kimse alacağı intikamı unutmaz.
Belki kafam patlayacak bir gün. Çünkü hiçbir şeyi unutmuyorum ben.
Başka türlü katlanamaz aslında kendine.
Bir erkek bir kadından ne zaman uzak duracağını bilmeli.
İktidar, gücü zayıfladığı için şiddeti devreye koyar.
Bütün aşklar budur. Aşk, kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder.
Ne yaparsan yap sadece bir hikâye kalıyor geriye.
İnanacaksın dediklerinde, hücrelerimin endoplazmik retikulumuna kadar inandım.
Bazı anlamlar, bazı yaşları bekliyor, sanırım.
Bir acıda, bir sevinçte, bir kavgada, bir hikâyede erimek ister.
Öfke, yer yenilgiyle içimizde büyüyen cüzzamlı bir çocuk alara.
Tavşan boku gibi yaşamaktansa öl daha iyi!
Her şeyi görebilecek kadar yakında, günü gelince çekip gidebilecek kadar uzakta durmayı iyi bilirim.
Kendi gözümden düşersem, bir daha ayağa kalkamam.
Bir harfle öldürebilir bir insan bir insanı.
Bir dua kırıntısı lütfet, benim kalbim ise senin için hep namazda.
Benim ölüm ve acı üzerine şiirlerimi kim okumak isteyebilir ki? Ben, ne papatyaları anlatabiliyorum senin gibi, ne de devrimi, ben acıyla meşgulüm deniz. Anladın mı?
Acı, kendi kendine hikmet yumurtlamıyor.
Kafamın içinde çok şey var anne. Kitap okuyunca geçer sadece.
Hayalinden daha eksik olma, beni utandırma. Gel.
Kurnazlığı zekâ zannedenlerin topraklarında nezaketiniz sizi aptal gösteriyor olabilir. Aldırmayalım.
Bakma sen söylediklerine, insan kendini feda etmek ister.