Yusuf Hayaloğlu Sözleri

Aşağıda sizler için derlediğimiz etkileyici Yusuf Hayaloğlu Sözleri yer alıyor. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle dolu, duygularınızı ifade etmenin en güzel yollarını sunuyor. Yeni ve anlam dolu bu Yusuf Hayaloğlu Sözleri 2026, sozlerikisa.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınıza anlam katacak.


Sakin göllerin kuğusuyduk, salınarak suyun yanağında. Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin. Sonumuzun adım-adım yaklaştığını görürdük.
Şu dağlarda kar olsaydım, bir asi rüzgâr olsaydım, arar bulur muydun beni, sahipsiz mezar olsaydım.
Veda gecesi ay serpilirken sulara, dalgalara sor beni, kumlarda ara… Kırık kadehler gibi döküldük ayrılığa; şarkılara sor beni ah kemanlarda.
Gelse balığa çıkacaktık, ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık. Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp, enteresan hayallere dalacaktık.
Beni öldürüyorsun, git. Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim. Bakma git, kafamı yumruklayıp ardın sıra ağlarsam namerdim…
Sen beni yangınlarda, ateşte, harda ara. Kahkahalarda değil, dertte, kahırda ara… Yüreğin sıkışırsa yine bir yaz gecesi; şu mehtaplardan eğil, gel günahlarda ara…
Yağmur yağardı biz ağlaşırdık. Kaldırımılar boyunca. Bir hüzün vardı sanki aramızda. Susardık ay batınca.
Baba bugün üşüyorum karda kaldım üşüyorum anama deyin sıcak bir çorba koysun üstümü ört baba üşüyorum.
EI tetikte, kulak kirişte ve sırtımız toprağa emanet… Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık. Deniz çok uzaktaydı ve dokunuyordu yalnızlık.
Dert eme, iyiyim ben. Ara sıra mahşer, ara sıra yaşam hırsı.
Oy benim yaralım. Asıl sancı, uyandığında bütün odaları boş görünce koyarmış!
Biliyorum, onunla olsaydım böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım, ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle.
Seni sevmişem, bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi. Seni sevmişem, gururlu dağ çiçeklerini göğsüme takınır gibi.
Yağmurda kırılan gül yağmuru affeder mi?
Biri, saksımızı çiğneyip gitti. Biri, duvarları yıktı, camları kırdı. Fırtına gelip aramıza serildi. Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri her şeyi kötüledi, bizi yaraladı.
Yağmurlar içinden ıslandım geldim. Bir kuru değneğe yaslandım geldim. Sıcacık çorbana muhtacım inan. Ölümlerden geçtim uslandım geldim.
Rakı devrilmiş masalarda yokluğun veya benden önce kalkıp gitmişliğin gece boyu dolandığım barlarda sarhoşlara tekrarladığım adın balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda.
Kurtlardan arta kalmış yüreğimin can çekişen o son parçasını da, sana sakladığımı bil!
Üstüne titremekmiş Vefaymış! Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı, duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış.
İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse insafsız bir linç oldu karşılığınız.
Ne verdin aşka ne verdin ki sen? Islanan bir mendilden başka bir anlık meşke, harcadın beni; biraz vicdan, olsaydı keşke.
Ölmek değildir bu dünyanın en feci işi, güzel olan odur ki öldükten sonrada yaşar kişi.
4 duvar arasında bile her yerde halen sen varsın.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar, utangaç boynunun kolyesi olsun. Bu da benden sana, ayrılığın hediyesi olsun…
Dostlukmuş. Ölüme yürümekmiş.
Bir intihar gibi puşt olmuş bu sevdalar!
Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim. Ten yanarsa rüzgâr eser mi dedim. Can yağarsa canan küser mi dedim. Çağırdı yanına el verdi bana. Can dostum dostum kül verdi bana.
Cevap veriyorum: eli böğründe analardan, mahpuslardan ve acılardan çokça bahsediyorum, çünkü başını kumda saklayanlardan tiksindir, başkaldırıyorum!
Dün sahilde karşılaştık… Biran gözüm ısırdı, sonra birden tanıdım düşmemek için zor tuttum kendimi bacaklarım titredi, bir ağaca yaslandım…
Ben sana bakınca donardım bulut gibi donardım da bir türlü yağmazdım sen bana bakınca bir ağlamak düğümlenir boğazında gurur yapar ve ağlamazdın.
Pencereden baktığımda görüyorum senin yüzün incir yaprağında senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen bir kedinin kıvraklığında.
Kumlara yazılmış sözcükler kadar kısacıktı ümidim. Ve anladım ki bir takım şeyleri ben ilk dalgada yitirmişim.
Biri şarabımızı döktü, soğanımızı çaldı. Biri, hiç yoktan vurdu, kafeste garip kuşumuzu! Ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor… Solmasaydı gülümüz böyle!
Yalanım varsa kalkmayayım şuradan. Ben seni, bir tek gün bile unutmadım.
Üstüm başım toz içinde. Önüm arkam pus içinde. Sakallarım pas içinde. Siz benim nasıl yandığımı, nerden bileceksiniz.
Birazdan kudurur deniz birazdan dalgaların sırtından, üst-üste fışkıran rüzgârlar, bir intikam gibi saldırınca üstüne; yüzüne şarkılar çarpar, yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın. Sen artık buralarda duramazsın!
Yere dökülen yaprak dala geri döner mi? Kırılan gül kanar mı; kül yanar mı?
Dün gece düşümde can dostu gördüm. Ulu bir çınardan dal verdi bana. Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm. Ben zehir istedim bal verdi bana.